Yedi yılda beş ev değiştirdim. İlk taşınmamda duvara dört tane çivi çakmıştım; çıkarken o dört deliği macunla kapatıp üstüne yakın tonda bir boya sürmeye çalıştım ve sonuç, uzaktan bile belli olan dört açık leke oldu. Depozitomdan kesilen paranın tutarını hâlâ hatırlıyorum. O günden sonra kiralık ev dekorasyonu meselesine bambaşka bakmaya başladım: "Bu evi nasıl güzelleştirebilirim?" sorusunun yanına "Taşınırken bunu nasıl sökeceğim?" sorusunu ekledim.
İyi haber şu: geri alınabilir olmak, dekorasyonu kısıtlamıyor. Aksine, kalıcı müdahale seçeneği masadan kalktığında insan tekstile, ışığa, yerleşime ve eşya seçimine daha çok kafa yormaya başlıyor. Bunlar da bir evin karakterini duvara delik açmaktan çok daha fazla etkileyen şeyler. Aşağıda kendi taşınmalarımda işe yaradığını gördüğüm yöntemleri, yeni başlayan biri hangi sırayla denerse en az hata yapar diye düşünerek anlattım.
Yeni bir kiralık eve girdiğimde ilk hissettiğim şey genelde şu oluyor: her şey beyaz, her şey nötr, hiçbir şey bana ait değil. Bu histen kurtulmak için duvar boyamaya gerek yok; asıl mesele yüzeylere hangi katmanları eklediğiniz.
Tabloları ve çerçeveleri asmanın çividen başka yolları var. Ben üç yöntemi dönüşümlü kullanıyorum:
Bir de şu var: çerçeveleri tek tek dağıtmak yerine üç-dört parçayı bir arada, aynı hizada toplamak evi çok daha derli toplu gösteriyor. Az sayıda eşyayı doğru gruplamak, çok sayıda eşyayı duvara yaymaktan daha etkili.
Kiralık evde en çok işime yarayan şey halı oldu. Beğenmediğim bir zemini tamamen değiştirmek yerine, oturma grubunun altına geniş bir halı serdim; oda anında benim odam gibi göründü. Aynı mantık perdede de geçerli. Mevcut korniş duruyorsa perdeyi değiştirmek bir saatlik iş. Korniş yoksa sıkıştırmalı (tension) çubuklar pencere boşluğuna sabitlenerek çalışıyor.
Kanepenin rengini sevmiyorsanız kılıf veya büyük bir örtü; yatak odasında dinlendirici bir hava istiyorsanız nevresim ve yastık katmanları. Renkleri seçerken temel bir uyum mantığına bağlı kalmak işi kolaylaştırıyor: ana rengi tekstilde tekrar edin, üçüncü bir renkle sadece küçük dokunuşlar yapın.
Kiralık evlerin en büyük dekorasyon sorunu bence tavandaki tek beyaz ampul. Onu sökmeye kalkmadan yapabileceğiniz şey, odaya ikinci ve üçüncü ışık kaynağı eklemek: bir lambader, bir masa lambası, dolap üstüne saklanmış bir şerit ışık. Ben tavan lambasını akşamları neredeyse hiç açmıyorum. Katmanlı ışık mantığını bir kez kurduğunuzda, aynı ev akşam saatlerinde bambaşka görünüyor. Ampullerin renk sıcaklığını da aynı tutmaya çalışın; bir odada sarı, diğerinde mavi beyaz ışık olması huzursuz bir görüntü yaratıyor.
Kiralık evde aldığım eşyalara artık "bu, sonraki eve gelir mi?" diye soruyorum. Bu soru satın alma alışkanlığımı tamamen değiştirdi.
Yeni eve taşındığımda mobilyaları ilk gün nereye koyduysam orada bırakma hatasını çok yaptım. Oysa kanepeyi duvardan biraz ayırmak, koltuğu pencereye çevirmek ya da yemek masasını kaydırmak hiçbir masraf gerektirmiyor ve odanın ferahlığını gözle görülür biçimde artırıyor. Küçük dairelerde geçiş yollarını açık bırakmak, boş duvar bırakmaktan daha önemli.
Kiralık evlerde depolama genelde yetersiz. Duvara dolap monte etmeden şu üçlüyü kuruyorum:
Mutfakta ise tezgâh üstünü boşaltmak tek başına düzen hissi yaratıyor; kullanılmayan aletleri dolaba almak, yeni raf takmaktan daha etkili oluyor.
Bütçeyi ayırırken kendime şöyle bir tablo çıkardım:
| Yatırım yapmaya değer | Ucuza ve geçici çözmeye değer |
|---|---|
| Halı, aydınlatma, yatak, oturma grubu | Perde, kılıf, duvar süsleri, küçük raflar |
| Taşınabilir, sağlam depolama parçaları | Evin ölçüsüne özel yapılmış her şey |
Ölçüye göre yaptırılan bir dolap, sonraki evde büyük olasılıkla bir yere sığ