İlk evime taşındığımda elimde bir tornavida, bir de kırık saplı çekiç vardı. Duvarlar bomboş, raflar yoktu, perde askısı bile takılı değildi. Bir ustayı çağırmak için verdiğim ilk fiyatı duyunca "ben bunu kendim yapamaz mıyım?" diye düşündüm. İlk denemem eğri asılmış bir tabloydu; ikincisi fena değildi, üçüncüsünde artık ne yaptığımı biliyordum. Kendin yap dekorasyon tam olarak böyle bir şey: yetenek değil, tekrar meselesi.
Burada anlatacağım işlerin hepsini bir hafta sonuna sığdırabilirsiniz. Hiçbiri duvar kırmayı, elektrik tesisatına dokunmayı ya da pahalı bir alet almayı gerektirmiyor. Amacım size "şu projeyi yap" demek değil; bir projeye nasıl bakacağınızı, nereden tutacağınızı göstermek.
İlk yıllarım boşa giden malzemeyle geçti çünkü ölçmeden kesiyor, denemeden boyuyordum. Şimdi her işten önce yarım saatimi hazırlığa ayırıyorum ve bu yarım saat bana günler kazandırıyor.
Alet çantamda yıllardır aynı şeyler var ve hepsi bir ayakkabı kutusuna sığıyor:
Yapıştırıcı, spatula, dübel çeşitleri gibi malzemeleri baştan toplu almayın; proje netleştikçe ihtiyacınızı görün. Bütçe planlaması yazısında anlattığım mantık burada da geçerli: para önce ölçülü ihtiyaca, sonra hevese gider.
Bir işe girişmeden kendime üç soru soruyorum: Yanlış giderse geri dönebilir miyim? Kiracıysam kalıcı hasar bırakır mı? Bittiğinde her gün görmekten sıkılır mıyım?
Boyanabilir yüzeyler, tekstil, aksesuar, raf ve depolama işleri bu üç soruyu rahat geçer. Zemin değiştirmek, gömme dolap yapmak, taşıyıcı bir şeye dokunmak ise ilk projeniz olmasın. Ben mesela mutfak dolabı kapaklarını boyamayı yıllar sonra denedim; ilk yılımda cesaret edip yapsaydım muhtemelen yarıda bırakırdım.
En sık yaptığım hata şuydu: hoşuma giden bir rafı yapıyordum, sonra odanın rengiyle kavga ediyordu. Şimdi projeye başlamadan odanın hâkim rengine ve ışığına bakıyorum. Renk uyumu temellerinde anlattığım gibi bir odada iki ana renk, bir de vurgu rengi fazlasıyla yeter. Yeni yaptığınız parça bu üçünden birine yaslanmalı.
Aynı şey ışık için de geçerli. Karanlık bir köşeye koyu ahşap bir raf yaparsanız o köşe daha da yutulur. Katmanlı aydınlatma mantığını kurmadan yapılan dekorasyon işleri genelde "yaptım ama olmadı" hissi bırakır.
Aşağıdakiler benim defalarca tekrarladığım, sonucundan emin olduğum işler. Sırayla değil, evinizde en çok rahatsız eden şeyden başlayın.
Tek duvarı farklı bir tonda boyamak, yaklaşık üç saatlik bir iş ve odanın algısını tamamen değiştiriyor. Püf noktaları:
Boyaya girmek istemiyorsanız galeri duvarı kurun. Çerçeveleri yerde dizip fotoğrafını çekin, sonra gazete kâğıdından şablon kesip banda tutturarak duvarda deneyin. Onaylamadan tek çivi çakmıyorum.
Küçük daire dekorasyonunda öğrendiğim en değerli şey, dağınıklığın çoğunun eşya fazlasından değil yer yokluğundan kaynaklandığı. İki basit çözüm:
Rafı asmadan önce duvarın türünü öğrenin. Alçıpansa kelebek dübel, tuğlaysa normal plastik dübel kullanın; yanlış dübel rafı bir ay içinde düşürür.
Dikiş bilmesem de kırlent kılıfı değiştirmeyi öğrendim; hazır kılıflarla bile bir kanepe baştan yorumlanıyor. Perdeyi tavana yakın asmak, bir mum grubunu tepsiye toplamak, eski bir sehpanın bacaklarını farklı renge boyamak... Bunlar tek başına küçük şeyler, birlikte odayı toparlıyor. Salon veya yatak odası kurgusu yaparken bu ufak dokunuşları en sona bırakıyorum, çünkü büyük parçalar yerine oturmadan aksesuar seçmek boşa masraf.
Bir işi bozarsanız kaybettiğiniz şey bir tahta ile yarım kutu boyadır. Kazandığınız şey, bir dahakine nasıl yapacağınız bilgisi.
İlgili kaynaklar