Kendi evime taşındığımda ilk üç ayı sürekli eşya yerini değiştirerek geçirdim. Aldığım halı küçük geldi, kanepeyi duvara yaslayınca salon garip biçimde boşluklu göründü, akşamları tek tavan lambasıyla oturmak ise beni her seferinde huzursuz etti. O dönemde şunu anladım: dekorasyon hataları zevk meselesi değil, çoğu zaman ölçü, ışık ve düzen bilgisi eksikliğinden doğuyor. İyi haber şu ki bu hataların neredeyse tamamı para harcamadan ya da çok az masrafla düzeltilebiliyor. Aşağıda kendi evimde bizzat yaşadığım ve çevremde en sık gördüğüm hataları, çözümleriyle birlikte anlatıyorum.
Yeni başlayan birinin en çok tökezlediği alan burası. Çünkü mağazada beğendiğimiz eşya, evin gerçek metrekaresiyle konuşmuyor. Ben de "gözüme büyük göründü" diyerek aldığım bir yemek masasını iki hafta sonra ikinci ele vermek zorunda kaldım.
Küçük halı, dev kanepe, alçak sehpa... Ölçü hatası odayı hem dağınık hem küçük gösteriyor. Alışverişten önce mutlaka mezura kullanıyorum ve eşyanın yerini yerde kâğıt bantla işaretliyorum. Birkaç gün o bandın üzerinden yürümek, o eşyanın gerçekten oraya sığıp sığmadığını en dürüst şekilde gösteriyor.
| Konu | Sık yapılan hata | Pratik ölçüt |
|---|---|---|
| Halı | Kanepenin altına girmeyen küçük halı | Kanepenin ön ayakları halının üzerinde olmalı |
| Sehpa | Kanepeye çok yakın veya çok uzak | Yaklaşık bir kol mesafesi bırakmak |
| Geçiş yolu | Rahat yürünemeyen daralmış koridor | İki kişinin yan yana geçebileceği genişlik |
| Tablo | Tavana yakın asılan çerçeve | Merkezi göz hizasında tutmak |
Bir dönem tüm mobilyaları duvara dizip ortayı boş bırakmıştım; oda ferahlamak yerine bekleme salonuna benzemişti. Mobilyayı duvardan birkaç santim ayırmak, kanepe ile koltuğu birbirine dönük yerleştirmek odaya anında sıcaklık kattı. Odayı ferah gösteren yerleşim kuralları üzerine yazdığım bölümde bu düzeni daha ayrıntılı ele alıyorum; özellikle küçük dairede yaşayanların bu mantığı erken öğrenmesi çok işe yarıyor.
Boş rafı doldurma isteği bende de vardı. Oysa dekorasyonu güzelleştiren şey boşluk. Sehpanın, konsolun ve tezgâhın üzerinde kalan boş alanlar, kalan eşyaların değerini artırıyor. Uyguladığım basit kural şu: her yüzeyde en fazla üç obje bırakıyorum, gerisini dolaba kaldırıyorum. İki hafta sonra hâlâ özlemediğim şeyleri de elden çıkarıyorum.
Ölçüyü tutturduğunuzda oda "doğru" görünür ama "iyi hissettirmek" için ışık ve renk devreye girer. Benim evimde en büyük dönüşüm, hiçbir mobilyaya dokunmadan sadece aydınlatmayı değiştirdiğimde oldu.
Tavandaki tek beyaz ampul odayı düzleştiriyor, yüzleri soluk gösteriyor, akşam dinlenme hissini bozuyor. Çözüm katmanlı ışık: tavan aydınlatmasının yanına bir abajur, bir yer lambası, mutfakta tezgâh altı şerit ışık ekliyorum. Ampullerde sıcak tonu tercih ediyorum ve evdeki tüm ampullerin renk sıcaklığını birbirine yakın tutuyorum; farklı tonların karışması odayı huzursuz gösteren sinsi bir hata. Aydınlatma planlaması konusunu ayrıca ele aldım, çünkü tek başına bile evin havasını değiştiriyor.
Kataloglarda gördüğüm koyu yeşili doğrudan salona uygulamak istedim; şans eseri önce deneme boyası aldım ve iyi ki almışım. Aynı renk kuzeye bakan odada bambaşka görünüyor. Artık şu sırayı izliyorum: küçük bir alana deneyip gün ışığında, akşam ışığında gözlemliyorum. Bir de üç renk sınırım var; bir ana renk, bir yardımcı, bir vurgu. Renk uyumu temellerini bilmek, sonradan yapılan pahalı düzeltmelerin önünü kesiyor.
Kısa perde, alçak asılmış tablo ve minik minik dağılmış aksesuarlar bir odayı olduğundan daha derbeder gösteriyor. Perde askısını pencerenin hemen üstüne değil tavana yakın konumlandırmak, tavanı yükseltiyor. Küçük tabloları tek tek dağıtmak yerine bir grup hâlinde toplamak da hem daha derli toplu hem daha iddialı bir görüntü veriyor.
En pahalı hatam plansız alışverişti: indirim gördükçe aldığım birbirine uymayan parçalar. Şimdi önce ihtiyaç listesi ve kaba bir bütçe çıkarıyorum, sonra istediğim tarzı birkaç görselle netleştiriyorum. Bütçe planlaması ve kendi tarzını bulma konularına baştan zaman ayırmak, sonradan yapılacak onlarca küçük hatayı engelliyor.